Gelecekte yaşam…
![]() |
Yazar | Oruc Türker Özger |
| Mesleği | Bilgi Teknolojileri Uzmanı | |
| Yazar, müzisyen | ||
| web | Klik Medya | |
İKLİM
-SİZ
BİR ŞEHİR DÜŞÜNÜN; ONU DİJİTAL AĞ ALTYAPISI AYAKTA TUTSUN. EVLERİNDEKİ BUZDOLABI ALIŞVERİŞİ KENDİ YAPSIN. BİR GÖKDELEN DÜŞÜNÜN; MÜZELERİ, MANAVLARI, KAFELERİ, RESTORANLARI İLE “DIŞARIYA ÇIKMA”YI ANLAMSIZ KILSIN. BİR EV DÜŞÜNÜN; YAZ VE KIŞ SABİT BİR İÇ MEKÂN İKLİMİNE SAHİP OLSUN, DOĞANIN BOZULAN DENGESİNİ İÇERİYE TAŞIMASIN. DÜŞÜNEMİYORSANIZ BEKLEYİN, GELECEĞİN YAŞAM ALANLARI ÇOK YAKINDA HAYATIMIZA GİRİYOR.
Yazı: ORUÇ TÜRKER ÖZGER
Atılan maddenin şişe olduğunu radyo frekansı tabanlı bir teknoloji kullanarak belirleyen ve çöpü atan kimsenin kredi kartına anında puanlar aktaran bir çöp kutusu hayal edin. Yaşlı insanların evlerinde olası bir düşmeyi anında algılayıp, gerekli yardım hizmetini harekete geçiren basınç duyarlı tabanlar düşünün. Herkesin elinde, sağlık geçmişini günbegün doktoruna bildiren, raporlayıp saklayan, hatta reçeteleri ödeyebilen cep telefonları var. İnsanlar, tek bir kartı hem ev anahtarı hem de sinema bileti olarak kullanabiliyor.
Bütün bu etkinliklerin gerçekleştiği sıra dışı “siber” kentler artık olanaksız değil. Bilim kurgu filmlerinde yıllar öncesinden sayısız örnekleri betimlenmiş siber yaşam alanlarının kentsel biçimleri dönemi başlıyor, dünya, tekno-kentlerin ilk örneklerine kavuşacağı güne geri sayıyor. Koreli teknoloji devi LG ile Amerikan Gale Company şirketi tarafından 2009 yılında tamamlanması amaçlanan 25 milyar dolarlık tasarım kent “Songdo City”de gelecek teknolojilerinin tümü kullanılacak. Güney Kore’de hayata geçecek tasarı, 600 bin hektarlık alana kurulacak ve dünyada türünün tek örneği olacak. Şehir, 65 bin kişiye ev sahipliği yapacak, 300 bin kişi de buradaki iş olanaklarından yararlanacak.
Yaşadığımız tekno-çağ, kendini eski bir sözcükle, “IQ” ile tanımlıyor. Artık her ürünün bir IQ’ su var. Bu zekâ katsayısı elbette arttırılabiliyor, yaygınlaştırılabiliyor. İnsanın çevresini kuşatan sayısal düzeneklerin birbiriyle “haberleşebiliyor” ve “öğrenebiliyor” olması, aklın bildik anlamı olarak yanlışı ve doğruyu birbirinden ayırmaktan daha fazlası demek. Örneğin buzdolabı, içindeki ürünleri ve ölçülerini tanımlayabiliyor olmalı ve siz, markette alışverişteyken cep telefonu ile buzdolabına bağlanarak eksiklere göre alışveriş listesi oluşturabiliyor olmalısınız. Buzdolabının elle kullanılan tüm işlevleri, hızlı dondurma, tatil konumu, ısı ve benzeri ayarları uzaktan bir kişisel ya da avuç içi bilgisayardan, cep telefonundan denetlenebilmeli.
Bulaşık ve çamaşır makinelerini uzaktan çalıştırmak, tüm süreçleri takip etmek sayısal aklın da göstergesi… Tüm ürünler, arıza durumunda servise ve size mesaj göndererek durum raporu edebilmeli. Öngördüğünüz senaryolarda, devrettiğiniz yetkiler uyarınca aygıtların sizin yerinize karar vermesi, büyük bir konfor sunmalı. Kimi zaman çözümleri sistemin kendi kendine akıl edebilir olması gerekiyor. Aygıtın çözümü büyük bir “mekanik yaratıcılıkla” bir yerlerden bulup çıkartabilmeli. Siber yaşam alanı ancak bu şekilde oluşabiliyor.
Giderek daha çok insan, ev içi ve dışı düzeneklerin “daha az kafa yorarak” işletilebilir olmasını talep ediyor. “Songdo City” işte bu ve benzeri bütün gereksinimleri karşılıyor. Tasarının yapımı tamamlandığında şehirdeki tüm evler bilgisayar sistemiyle yönetilecek. Duvardaki bilgisayar ekranında o günün önemli olayları, hava ve yol durumu yer alacak. Evdeki buzdolabı siparişleri kendisi verecek; örneğin portakal suyu bitmeye yaklaştığında internet üzerinden marketle haberleşip hemen yenisinin gelmesini sağlayacak. Her Songdo’lunun bir akıllı kartı olacak. Bu kart ev anahtarı olarak kullanılmasının yanı sıra, toplu taşıma araçlarında da geçecek, parkmetrelerde kullanılacak; aynı kartla sinemaya da gidilecek. Şehrin tamamında internet bağlantısı olacak. Ev ve işyerlerindeki telefonlar da internet üzerinden görüntülü görüşme olanağını ücretsiz sağlayacak. Ev zeminlerinde duyargalar olacak. Özellikle yaşlıların evlerinde, birinin düşmesi halinde taban bunu algılayıp hemen hastaneye bildirecek. Cep telefonları vücuttaki sağlık kontrollerini yapacak ve sonuçlarını doktora SMS ile bildirecek. Bu telefonlar aynı zamanda alışveriş yaparken kredi kartı olarak da kullanılabilecek. Çocukların, çantalarına ya da kıyafetlerine takılan çipler sayesinde nerede ne yaptıkları GPS ile sürekli izlenebilecek.
Kent kabaca iki ayrı sisteme ayrılıyor: Su, elektrik, doğalgazdan oluşan bildik altyapıya City’de network altyapısı da ekleniyor. Ses, veri ve bilgi iletişim sistemleri, ağ alanları sayesinde tek bir çatı altında toplanabiliyor. Bir siber kentten bahsedebilmek için günümüzde genelde birbirinden ayrı altyapılarda ortaya çıkan sistemlerin birleştirilmesi gerekiyor. Bütün altyapıların, diğer deyişle güvenlik ya da kamera sistemi, ısı değişimlerini ayarlayabildiğiniz havalandırma sistemleri, aynı platforma oturmuş ve merkezi bir noktadan yönetilebiliyor. Kenti oluşturan bütün alt birimler, birbirleriyle konuşabiliyor. Evlerin içindeki nesneler de tıpkı dışarıdakiler gibi kablosuz ortamda birbirleriyle haberleşebiliyor.
Songdo kentinin kamu, sağlık ya da ticari bütün kurumları veri paylaşabiliyor, ev-işyeri-cadde her nerede olursa olsun bilgisayarlar birbiriyle iletişebiliyor. Tasarımcılar kenti, aynı anda her yerde olan, hazır ve nazır anlamına gelen “Ubiquitous” sözcüğü ile niteliyor, benzerlerinden bu özelliği ile ayrıldığının, tam anlamıyla siber olduğunun altını çiziyor.
U-city tanımını belirleyen bu özellik, Kore için çocuk oyuncağı. Ülke, son on yılda geliştirdiği, “Kod Bölünmeli Çoklu Erişim (Code Division Multiple Access)” teknolojisiyle dünyanın çekim merkezine dönüştü. Bir sonraki teknoloji basamağı olarak kabul gören radyo frekanslı tanımlama teknolojisi “RFID” için de hazırlığını tamamlayan Songdo tasarımcıları, kent içine 297 milyon dolar değerinde bir RFID araştırma merkezi yerleştirdi. U-kent tasarım grubu lideri Kore asıllı bir Amerikalı John Kim. Bir önceki görevi yahoo tasarım liderliği olan 37 yaşındaki Kim, kentin bir başka yönünü vurguluyor: “U-kent, u-yaşamı ve u-yaşam tarzını zorunlu kılacak.”
Siber yaşam biçimi adıyla da anılan bu her an her şeyden haber alan yaşam biçimi, kendini farklı örneklerle gösterebiliyor. Tasarımlanacak ve kurulacak olanın mutlaka bir siber kent olması gerekmiyor, kimi zaman tek başına bir mimari yapıda da bu kavram gerçekleşiyor. Amerika’nın 16., Kentucky eyaletinin en büyük kenti Louisville’deki, 380 milyon dolarlık Museum Plaza, tasarımıyla bu tür bir örnek oluşturuyor. REX (Ramus Ella Architects) tarafından tasarlanan gökdelen 2010 yılında tamamlandığında, Louisville’in şehir merkezinde çağdaş bir dönüm noktası olacağı öngörülüyor. Sanat, yaşam, çalışma, eğitim ve alışveriş için farklı alanlar sunan yapı 61 katlı ve 214 metre yüksekliğinde. Museum Plaza’da iki müze, 280 odalı bir otel, 130 loft, 82 lüks daire, ofisler, restoran, market, manav, kuru temizleme dükkânı ve kafe bulunuyor.
Binada Louisville’in en büyük sanat müzesi yanı sıra, Louisville Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü de yer alıyor. Yapı, ziyaretçileri ve çalışanları ana caddeden 22. kattaki sanat merkezine taşımak için bir açıda çalışan cam asansörler içeriyor. Strüktürün adasının altında dört ayağı ve üstünde üç kulesi bulunuyor. Projenin mimarı Ramus, “Binayı bir sandalye olarak düşünün. Bir bacağı otel, diğeri loftlar, üçüncüsü düşey bir asansör ve dördüncüsü de açılı cam asansörden oluşuyor. İki kule lüks konutlardan, üçüncüsü de ofis kulesinden oluşacak. Loftlar ayakların birinde bulunacak ve müze de ‘oturulacak yer’ olacak” diyor. Adanın sanat etkinliklerine göre genişletilebilecek ya da küçültülebilecek birçok galeri alanına sahip olması bekleniyor. Aynı zamanda yüzme havuzuna, dükkânlara ve restoranlara, bir otel bara, konut alanlarına ve ofis kulelerine girişler içerecek.
Museum Plaza, 111 bin 480 metrekare alanıyla, Batı Market Caddesi’ndeki Aegon Center’ın yaklaşık iki katı büyüklüğünde ve ondan 46,6 metre daha uzun olarak şehrin en yüksek binası olacak. Yaklaşık 7 bin 870 metrekarelik bölümü ise ofis alanı olarak ayrılmış. Binayı bir günde, ofis çalışanları, turistler, otel ziyaretçileri, konut ve loftların sahiplerinden oluşan yaklaşık 10 bin 500 kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.
Siber yaşam alanlarının gelecekteki farklı örneklerini gösterdiği bir diğer olanak sergiler. Londra Barbican Center’da 15 Haziran–17 Eylül 2006 tarihleri arasında düzenlenen “Future City” bunlardan biri. Dünya çapından 60 hayali bina projesinin ve kent planının sergilendiği bu olanaklarla, binaların, kentlerin ve toplumların yapısı da sorgulanmış oluyor. Çarpıcı projeler radikal mimariyi karakterize eden enerjiyi ve denemeleri resmediyor. Archigram’dan Zaha Hadid’e kadar 1950’den itibaren uluslararası deneysel mimarinin tarihi, geleceğin kentlerinin gelişimini öngörebilme olanağı da veriyor. Orijinal modeller, çizimler, filmler ve fotoğraflardan oluşan sergiler, tasarımcıları ve konukları kentte yaşamanın yeni yolları üzerinde düşünmeye davet ediyor.
Future City sergisinde öne çıkan modeller arasında Constant Nieuwenhuys’nin insanların günlük işlerden özgür bırakıldıkları bir topluluk olarak kurgulanan New Babylon (1956-74) modeli, Peter Cook’un Archigram’ın popüler kültür ve bilim kurguya olan ilgisini yansıtan “seyahat eden metropolü” Instant City (1968-69) kolajları ve Daniel Libeskind’ın “karmaşık katmanlanmış kent projesi” modeli City Edge yeniden sunuldu. Sergide ayrıca R+Sie’den (Un) Plug Building (Tour EDF) (2001) gibi 21. yüzyıl binalarının bilgisayar betimlemeleri ve Foreign Office Architects’in ödüllü projesi Yokohama Uluslararası Liman Terminali’nin (1995–2002) modelleri daha güncel projeler olarak yer aldı.
Bir başka örnek Bilbao’da 9 Ekim tarihinde sergilenmeye başlayan yeni bir ev projesi, “VELUX Atika”. Ev, yüksek kalite mimari ile iç mekân iklimi ve enerji tasarrufu arasındaki etkileşimi araştırıyor. İlk durak olan Bilbao Getxo limanından sonra VELUX Atika, birçok Akdeniz şehrini ziyaret edecek. Atika projesinden sorumlu, ACXT-IDOM İspanyol mimari ofisin proje tasarımcısı Javier Aja Cantalejo proje ile ilgili görüşlerini şöyle açıklıyor: “Akdeniz mimarisinin geleneksel yapısından en iyi örnekleri toplayarak yarattığımız bu modern ev, bir terasın ortasında ve farklı çatı eğimleri ile bir tepeye yerleştirilmiş tipik bir ‘beyaz’ Akdeniz köyünü anımsatmakta. Pencereler stratejik olarak oda fonksiyonları ve uyumluluklar yerleştirildi ve yapıya 160 milimetrelik yalıtım yapılarak yaz ve kış sabit bir iç mekân iklimi elde edildi.”
Sabit bir iklim diğer iklimlerden yoksun kalmak anlamına da geliyor; “iklimsiz” bir ortamda yaşanacağı şimdiden kesinlendi. Doğanın bozulan dengesini iç mekânlarda sorunsuz gerçekleştirme çabası geleceği kaplıyor. Kapalı alanların dışında bir yaşamın sürmesi günden güne olanaksızlaşıyor. İklimsel değişkeleri etkisiz kılmak amacı, gelecek kentlerinin giderek bir fanusun içine yerleşeceği öngörüsünü kesinliyor.
Technorati Etiketleri:
- Technorati Tags: Gelecek, Dijital Yaşam
Benzer Yazılar



(4 votes, average: 3.75 out of 5)