Sayısallaşan insan…
![]() |
Yazar | Oruc Türker Özger |
| Mesleği | Bilgi Teknolojileri Uzmanı | |
| Yazar, müzisyen | ||
| web | Klik Medya | |
Ne kadar üzgünsün? Bu soruya sayıyla cevap vermeye çalış. Âşık olmak ne kadar tehlikeli? Buna da bir sayı düşün. Çocuğunun olmasını ne kadar isterdin? Bütün bu soruların karşılığını sayılarla vermek güç gelebilir. Dilin nicelik belirtmek için kullanılan sözcükleri henüz kullanımdayken bu çaba, yersiz bir arayış gibi duruyor. Oysa sayısallaşma, sayılara dönüşemez sanılan şeylerin de sayı olmasından başka bir şey değil.
Mesafelerin, ağırlıkların ve diğer şeylerin sayılarla ifade edilmesi oldukça kolay, eski ve alışıldık. Duyguların, duyular sayesinde görülebilir, tadılabilir, koklanabilir, dokunup hissedilebilir her şeyin birer sayı ile karşılanması bu dönüşümün yeni hedefi.
Yok olmaktan son anda kurtulmuş bir türün sayısal değeri onun gerçek değerinden çok küçüktür. Dürüstlüğün, sevginin, samimiyetin, nefretin, kuşkunun ölçülebilir olduğunu, dahası sayısallaşabildiğini kabul ederken zorlanabilirsiniz. Gündelik hayata girmiş birkaç örnek, insanoğlunun şaşırtacak biçimde bunu başardığını gösteriyor.
Görüşmek istemediğiniz birinin numarasını cep telefonumuzda görünce sinirlenmek, arasın istenen bir diğerini fark edince mutluluktan uçmak; sayısal dönüşümün ilkel örnekleri olabilir.
Duygu ve düşünce uyandıran bir grup rakamdan daha fazlası, sayısallaşmak… Mobil telefonlara eklenen küçük bir yazılımla bu yasaklı ya da davetli numaraları terslemek ve ya izin vermek artık mümkündür; işte burada “sayısallaşmak” gerçek anlamına yaklaşır. Karar verme yetkisinin bu küçük devri, insanı rahatlatabilir, istenmeyen kişinin dinlediği “aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor” ses kaydı müşteriyi memnun eder. Şimdi bu yetki aktarımını biraz büyütelim.
Karar alma mekanizmalarının, örneğin mahkemelerin sayısallaşması, kaçınılmaz geleceğin bir parçası. Giderek arapsaçına dönen yargı süreçlerindeki çelişkili kararlar artık tarihe karışacak. Suçu ne eksik ne fazla tamı tamına teşhis eden otomatik savcılar, zaten sayısal delillerle çoktan belirmiş gerçeği bir çırpıda savunarak kolayca sapla samanı birbirinden ayıran sibernetik avukatlar, bu kurgu sahne de şaşmaz(!) doğrulukta kararlar veren yargıçlar gelecekteki “adalet” filminin aktörleri… Bu cümleler ne kadar pozitif göstergelerle süslenirse süslensin yine de azıcık düşünebilen herkesi işkillendirebilir.
Şirketin kar zarar ilişkisine bir siber-sistem kolayca müdahale edebilir; ülke kanunları, vergi reformları, kur ayarlamaları, işçi ücretleri, sigorta giderleri ve değişebilen ama mutlaka sayısallaşmış daha bir dolu değer uyarınca karar vermek, saniyede 2 trilyon işlem yapan basit bir ev bilgisayarı için çok kolaydır.
Veriler ne kadar kolay taşınır, taşıyıcı paketlerin yükleri artsa da hızlarından kaybetmeden ne kadar uzağa ne kadar çabuk gidebilirse o kadar kesin ve doğru karar da verilebilir. Bu yüzden bütün bilgisayarlar birbirine olabildiğince yüksek bağlantı hızları sağlanarak iliştirilmeli, geleceğin insanı bu ağa şurasından ya da burasında ama mutlaka tıpkı örümcek ağındaki sinek gibi yapışmalıdır.
Sayısallaşmamış bilginin şöyle ya da böyle değer bulması imkânsızdır. Bir terörist grubun çok tehlikeli olduğunu söylemek yetmeyecektir. Ancak diğer bir meslektaşına göre tehlike derecesi garip bir skalada okunabilen bir simge-sayı ise işte o zaman değerlidir, işlenebilir bu veri gayet faydalı bir malumata dönüşebilir. Tıpkı bir haberin istihbarat değeri taşıyabilmesi gibi, işlenmemiş verilerin sayısallaşması, onları bilgiye dönüştüren ağ yolculuğuna çıkabilir hale getirecek demektir.
Her bir yanı yoğun verilerle sarılmış insan, doğanın bir parçası olmaktan asırlar önce kopmuş ya da koparılmış, bozuşmuş bir çevrede, şifreler, kodlar, kimlik numaraları ile kendini sistemlere tanıtmak zorundadır. Yoksa tanınamaz, bilinemez, birey olamaz, içeri giremez, dışarı çıkamaz, satın alamaz, ödeyemez, işe gidemez, eve dönemez, karnını doyuramaz, hissedemez, mutlu olamaz. Bu yüzden herkesin bir yere kaydettiği ve unutmaması gereken hayat memat meselesi sayıları vardır. Kullanıcı adları ve parolalar sanal kilitleri açar, gerçek haklara ondan sonra kavuşulur.
Gerçek dünya bütünüyle ağır bir külçe gibidir. Sevgilisinin yüzünden daha uzun süre seyrettiği bilgisayar monitörü, insan için muhakkak yeterince inandırıcı olmalıdır. Kullandığı her yazılım ara yüzü gerçek dünyaya öykünür, onu çağrıştırır, onu yansıtır, oluşturur. Pencereler kolayca açılmalı, simgeler gerçeğe ustaca benzeşmeli, söz dinlemeli, çağrıştırdığı işi gerçekleştirmeli, kısa yollar çabucak aşılmalıdır. Dış dünyanın acıtan, üşüten, okşayan, öksürten, gıdıklayan darbesel (analog) etkileri nasıl olur da kullanıcıya birkaç voltluk elektrik akımıyla simgelenerek sunulabilir. Duygular mikrodalga fırına verilmiş hazır yemekler gibi çabucak hissetmeye hazır hale nasıl getirilebilir? Sayısallaşma biricik yöntemi örnekleme sayesinde bunu başarabilir.
Darbelerin alt ve üst sınırı belirlenip, olası şiddetler ne kadar küçük aralıklara bölünerek birbirinden ayırt edilebilirse; duygu, düşünce; skala her neyin üzerine oturtulmuşsa o kadar doğru tespit edilip aktarılabilecek, koşulların ayırtına varmış karar mekanizması, yönergesi uyarınca, en kesin ve doğru kararı verebilecektir. Örnek, hangi aralığın sayısal değerine denkse o duygu yaşanmış, o düşünce belirmiş demektir.
Bir görüntünün veya sesin sayısallaşması, onun bilgisayarda, manyetik ya da optik ortamlarda saklanabilmesinden daha başka anlamlara da gelir. Üzerinde işlem yapılması ve evirilmesi de anlamı tamamlamaya yetmez. Sayısallaşmış her veri bir başka örneği anlamlandırmak üzere saklanacak yepyeni bir örnektir. Biriktirilen veri miktarı arttıkça karar verecek herhangi mekanizmanın duyarlığı, keskinliği, şaşmazlığı da perçinlenmektedir. Kendini dengeleyebilen, hatalarından öğrenebilen böyle bir yapı, sibernetik adını bu yüzden hak eder.
Ancak bu eşsiz depo dolana kadar ara değerler, hep ıskalanacak, yok sayılacak, en iyi olasılıkla bir benzerine yakınsanacak, yaklaşık bir değer muamelesi görecek. Sayısallaşmanın neden olduğu birincil kayıp işte budur. En ufak darbeler kadar hassas okuyucuları olmadığı müddetçe sayısal veriler birer kayıptan başka bir şey değildir. Ancak bu kayıp sıradaki ikincil kaybı engellemez.
İnsanlık birlikte oluşturduğu kültürel ve tarihsel mirası, bilgi birikimini büyük bir hızla sayısallaştırıyor. Müzik, filmler, kütüphaneler, devlet başkanından herhangi bir çalışana herkesin mektupları sayısallaşıyor. Finans aktarımının tamamı elektronik ortamlarda gerçekleşiyor. Gelişmeler George Orwell’ın değişken tarih kehanetini doğruluyor. Bu miras Herhangi zorbanın eline düşecek ya da bir biçimde kaybolacak olursa, insanlığın İskenderiye kütüphanesinin yanmasından daha büyük bir veri kaybına uğrayacağı muhakkak.
Üstelik insanlığın optik yada manyetik bu yepyeni veri saklama ortamları, eskileri kadar hata kaldırır da değil. CD, DVD, sabit disklerin herhangi bir yanı çizildiğinde ya da ışık geçirmezliğini yitirince veriler tümden kayboluyor. Eskimiş bir fotoğrafta hala görülecek bir şeyler ya da birkaç sayfası yanmış bir kitaptan hala okunacak bir şeyler olabilir. Aynı şey tekno-çağın mantıksal dizilmiş ve kodlanmış verileri için geçerli değil ne yazık ki… Büyülü dizilişin herhangi bir yerindeki bozunma, bütün bir veri tekerini anlamsız bir yuvarlağa dönüştürebiliyor.
Atalarımızın nasıl yaşadıklarını bize anlatan kalıntılardan, bizlerin de bırakması giderek güçleşiyor. Sümerler hiyerogliflerini, mısırlılar piramitlerini bıraktı. Şarkılarımız, öykülerimiz, çelişkilerimiz, ve giderek sanat sayısallaşırken, bıraktığımız izlerin yedeklerini almadıkça hep aynı korkunç tehlikeyle karşı karşıyayız. Yaşadığımız bu belirli yer ve zaman kaybolabilir. Sanki hiç yaşanmamış, var olmamış gibi…
Benzer Yazılar



23 June 2006, Friday 14:07
sayısalcımısın sözelcimi anlayamadım ama çok güzel yazmışsın bravo
inorganik evrim yaklasık 100 yıl önce başladı ve kaçınılmaz son neyaziki çok yakın (matrix has you)