AutoCAD Günlüğü | » Vatanseverlik testi… > AutoCAD, AutoLISP, AutoCAD Dersleri, Mekanik Tesisat, Bilgisayar, Yazılım, Özel Yazılım

Vatanseverlik testi…


Yazar Orhan Toker
Mesleği Y. Mimar İTÜ
  Autodesk Yetkili Danışmanı
  AutoLISP, SQL, PHP, VBA ve veritabanı
  uzmanı

“Bu yazı, Gazeteport yazarlarından, Feridun Fikri Bayar tarafından yazılmış olup, alıntıdır. Tüm hakları Gazeteport.com’a aittir.”

Bazı insanlar vardır…

İnsan olduklarına inanmak zordur.

Farklıdırlar,

Fark yaratırlar.

İnsanların hayatında,

Toplumların kaderinde,

Yüreklerde..

Bilirsiniz,

Her insan yürek taşır…

Her insan duygulanır,

Her insan ağlar..

Ama bazıları daha fazla,

Daha büyük yüreklidir.

Nihat Genç böyle biridir örneğin..

Ülkesi için üzülen,

Ağlayabilen

Ve bunu ifade edebilen..

Bu ülke büyük şairler yetiştirmiştir.

Atilla İlhan, M. Akif Ersoy, N. Fazıl Kısakürek,

Ahmet Arif, Orhan Veli ve diğerleri..

Ve bir de Nazım Hikmet…

Ben doğmadan 9 gün önce hayata veda eden dev…

Ona hiçbir zaman bir şair gözüyle bakamadım.

Dünyanın şairleri bir taraftadır,

Nazım başka bir yerde..

Nazım başka bir yerde, başka bir şeydir..

Ne bileyim..

Bir test gibi..

Bir yalan makinesi gibi..

Bilirim güzeldir şiir dinletileri,

Anma günleri ve diğer gösteriler..

Oysa en büyük keyif onu okumaktır..

Sihirlidir onu okumak.

Deneyin..

Çekilin odanıza,

Alın elinize bir Nazım şiiri ve okuyun yüksek sesle

Ve sonra o dizelerin size neler yaptığına bakın kendi sesinizden..

Bu aynı zamanda bir testtir..

Ne olursanız olun,

Hangi meslek grubundan,

Hangi dinden,

Hangi etnik kökenden olursanız olun..

İster sağdan,

Ve ister soldan..

…………………….

Okuyun ve test edin kendinizi..

Eğer gözleriniz dolmadan,

Boğazınız düğümlenmeden okuyabiliyorsanız aşağıdaki dizeleri,

Sorgulayın vatanseverliğinizi…

Büyük ustaya saygıyla…

Kuvayı Milliye Destanı

Sekizinci Bap:

26 ağustos gecesinde saatlar
iki otuzdan beş otuza kadar
ve
İzmir rıhtımından Akdeniz’e
bakan nefer

Saat 2.30.

………

Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
paşalar onun arkasındaydılar.
o, saatı sordu.
paşalar: “üç,” dediler.
sarışın bir kurda benziyordu.
ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovası’na atlıyacaktı.

saat 3.30.

Halimur - Ayvalı hattı üzerinde
manga mevziindedir.

İzmirli ali onbaşı
(kendisi tornacıdır)
karanlıkta gözyordamıyla
sanki onları bir daha görmiyecekmiş gibi
baktı manga efradına birer birer:
sağda birinci nefer
sarışındı.
ikinci esmer.
üçüncü kekemeydi
fakat bölükte
yoktu onun üstüne şarkı söyliyen.
dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
beşinci, vuracaktı amcasını vuranı
tezkere alıp Urfa’ya girdiği akşam.
altıncı,
inanılmıyacak kadar büyük ayaklı bir adam,
memlekette toprağını ve tek öküzünü
ihtıyar bir muhacir karısına bıraktığı için
kardeşleri onu mahkemeye verdiler
ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
ona “deli Erzurumlu” derdiler.
yedinci, mehmet oğlu osman’dı.
Çanakkale’de, İnönü’nde, Sakarya’da yaralandı
ve gözünü kırpmadan
daha bir hayli yara alabilir,
yine de dimdik ayakta kalabilir.
sekizinci,
ibrahim,
korkmıyacaktı bu kadar
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
birbirine böyle vurmasalar.
ve İzmirli ali onbaşı biliyordu ki:
tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar.

saat 4.

Ağzıkara - Söğütlüdere mıntıkası.
on ikinci piyade fırkası.
gözler karanlıkta, uzakta.
eller yakında, makanizmalar üzerinde.
herkes yerli yerinde.
tabur imamı
mevzideki biricik silâhsız adam:
ölülerin adamı,
kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru,
durdu boyun büküp
el kavuşturup
sabah namazına.
içi rahattır.
cennet, ebedî bir istirahattır.
ve yenilseler de, yenseler de âdâyı,
meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir
cenâbı rabbülâlemîne şühedâyı.

saat 4.45.

Sandıklı civarı.
köyler.
sarkık, siyah bıyıklı süvari,
çınar dibinde, beygirinin yanında duruyordu.
çukurova beygiri
kuyruğunu karanlığa vuruyordu:
dizkapaklarında kan,
kantarmasında köpük…
ikinci süvari fırkası’ndan dördüncü bölük,
atları, kılıçları ve insanlarıyla havayı kokluyor.
geride, köylerde bir horoz öttü.
ve sarkık, siyah bıyıklı süvari
ellerinin tersiyle yüzünü örttü.
karşı dağlar ardında, düşman elinde kalan
bir başka horoz vardır:
baltaibik, sütbeyaz bir denizli horozu.
düşmanlar herhal onu çoktan kesip
çorbasını yapmışlardır…

saat beşe on var.

kırk dakka sonra şafak
sökecek.
“korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”.
Tınaztepe’ye karşı Kömürtepe güneyinde,
on beşinci piyade fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu,
darülmuallimin mezunu
nurettin eşfak,
mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak
konuşuyor:
-bizim istiklâl marşı’nda aksıyan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam,
âkif, inanmış adam,
fakat onun, ben,
inandıklarının hepsine inanmıyorum.
meselâ, bakın:
“gelecektir sana vaadettiği günler hakkın.”
hayır,
gelecek günler için
gökten âyet inmedi bize.
onu biz, kendimiz
vaadettik kendimize.
bir şarkı istiyorum
zaferden sonrasına dair.
“kim bilir belki yarın…”

saat beşe beş var.

dağlar aydınlanıyor.
bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
gün ağardı ağaracak.
kokusu tütmeğe başladı:
Anadolu toprağı uyanıyor.
ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp
ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes mâcereda,
ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.

topçu evvel mülâzımı hasan’ın
yaşı yirmi birdi.
kumral başını gökyüzüne çevirdi,
kalktı ayağa.
baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
şimdi bir hamlede o kadar büyük,
öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki
bütün ömrünü ve hâtırasını
ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.

yüzbaşı sordu:
- saat kaç?
- beş.
- yarım saat sonra demek…

98.956 tüfek
ve şoför ahmet’in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün âletleriyle
ve vatan uğrunda,
yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle
birinci ve ikinci ordular
baskına hazırdılar.

alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirinin yanında duran
sarkık, siyah bıyıklı süvari
kısa çizmeleriyle atladı atına.
nurettin eşfak
baktı saatına:
- beş otuz…
ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz…

Nazım Hikmet Ran

Benzer Yazılar

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (9 votes, average: 4.11 out of 5)
Loading ... Loading ...

4 yorum “Vatanseverlik testi…”

  • 1
    Serkan Özant
    13 June 2008, Friday 16:51

    Memleketimizin sınırları cetvelle çizilmedi, kan ve gözyaşı ile yarınlara emanet olsun diye bizlere teslim edildi bu memleket. Tabiki kendini bilmez iki üniversite öğrencisi ben onu sevmiyorum bunu seviyorum diye utanmadan ülkemin en büyük tv kanallarında cirit atıyorlarsa bir büyük taarruzun daha vakti geldi çattı demektir, saat kaç?

  • 2
    ŞÜKRÜ DAĞ
    16 June 2008, Monday 16:54

    YUKARIDAKİ YAZIYI OKUDUĞUM ANDA SANKİ BENİM FİKİRLERİM DÜŞÜNCEM KOPYA EDİLMİŞ GİBİ GELDİ YAZANLARIN AKLINA FİKRİNE ELİNE SAĞLIK

  • 3
    erhan
    19 June 2008, Thursday 10:32

    ATALARIMIZ DEDELERİMİZ VATAN, BAYRAK SEVGİSİYLE KALBİNDEKİ İMANLA ÖLÜME YÜRÜMÜŞ ŞEHİTLİK MERTEBESİNE ÇIKMIŞLAR VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ÖNDERLİĞİNDE VATANIMIZI AKİFİN “KİMİ YAMYAM KİMİ HİNDU KİMİ BİLMEM NE BELA” DEDİĞİ TEK DİŞİ CANAVARDAN KURTARMIŞLARDIR.
    MERAK EDİYORUM ATATÜRK O SIRADA CEPHEDEKİ ASKERİN NAMAZ KILMASINA, NİNEMİZİN BAŞÖRTÜSÜNE BAKIPTA SİZ İRTİCACISINIZ DİYOR MUYDU?
    DEDELERİMİZ BU TOPRAKLARDA ÇAN SESİ OLMASIN EZAN SESİ EKSİK OLMASIN NESİLLERİMİZ BOYUNDURUK ALTINDA OLMASIN DİYE ŞEHİT OLDULAR.
    BİZE DÜŞEN BU VATANI BU ÜLKEYİ DÜNYA MUVAZENESİNDE HAKETTİĞİ YERE KAVUŞTURMAKTI… TIPKI ESKİ GÜNLER DEKİ GİBİ…
    BU TOPRAKLARDA ÇEŞİT ÇEŞİT İNSANLAR HUZUR İÇİNDE YAŞADILAR YÜZYILLARCA… ŞUAN DA BİZ İNSANLARIN NE DÜŞÜNDÜĞÜNE NE GİYDİĞİNE TAKILMADAN BU ÜLKEYE NE KAZANDIRABİLİR NE FAYDASI OLUR DİYEREK İŞİ ERBABINA VEREREK BU ÜLKEYİ BİR YERLERE GÖTÜREBİLİRİZ.
    YANİ TAARRUZ BİZİ BİR YRE GÖTÜRMEZ.
    DEMOKRASİ VE EĞİTİM SAYESİNDE DÜŞÜNCEYİ HÜR BIRAKARAK BİR YERLERE GELEBİLİRİZ…

  • 4
    Serkan Özant
    23 June 2008, Monday 8:59

    sn. erhan;

    güzel yazısında taarruz bizi bir yere götürmez demiş, bizde elimize topu, tüfeği, odunu alalım demiyoruz zaten. Bilgiyle, saygıyla, hoşgörü ile kandırılmış insanların olmaları gerektiği ahlak seviyesine ulaşmalarında yardımcı olalım diyoruz, ha siz taaruzu tavsiye etmiyorsunuz, ozaman sevrciler, yobazlar neden durmadan cumhuriyete taarruz ediyor bunu düşündünüzmü.. Ne yazık ki yorumunuzun son cümlesini gerçeklemek için bile şu anda bir taarruz gerekiyor.

Yorum bırak